SESSİZ İSTİFADAN SONRA YENİ BİR KAVRAM: SESSİZ ÇATLAMA (Quiet Cracking)
• Sessiz çatlama, “sessiz istifa” (quiet quitting) kavramının ardından iş dünyasında tartışılmaya başlanan yeni bir olgu oldu.
• Psychology Today’de, dışarıdan sağlam görünen bir yapının içten içe aldığı hasarlar sonucu aniden parçalanması metaforuyla açıklanıyor. İş yaşamına uyarlanınca, çalışanların dışarıya yansıtmadan içsel tükenmişlik, motivasyon kaybı ve bağlılık krizine girmesi anlamına gelmekte. Kavram, özellikle ABD’de yapılan işyeri bağlılık araştırmalarında görünmeyen tükenmişlik riskini tanımlamak için kullanılmaya başlandı.
Sessiz çatlama: Sessiz istifadan farklı olarak, çalışan işten ayrılmaz, dışarıdan “normal” görünür; ancak içten içe motivasyon, aidiyet ve anlam duygusunu kaybeder. Bu durum daha sinsi ve tehlikeli görülüyor çünkü fark edilmesi güç ve performans düşüşü zaman içinde ortaya çıkıyor.
• Gallup’un küresel işyeri bağlılık raporlarında, çalışanların önemli bir kısmının “işte var ama ruhen yok” kategorisine girdiği görülüyor. Bu, sessiz çatlama ile örtüşen bir durum.
• Harvard Business Review ve Deloitte gibi kurumların raporlarında, özellikle yüksek stresli sektörlerde (finans, sağlık, teknoloji) çalışanların tükenmişliği dışa vurmadığı, ancak üretkenlik ve yaratıcılıkta ciddi düşüşler yaşandığı vurgulanıyor.
• ABD’de yapılan anketlerde, çalışanların yaklaşık üçte biri işten ayrılmadan önce bu tür bir “içsel kopuş” yaşadığını ifade ediyor. Sessiz çatlama, görünmeyen tükenmişlik riskine işaret ediyor.
• Kurumlar açısından en kritik nokta: Çalışan işten ayrılmadan önce bağlılık ve motivasyon kaybı yaşadığı için, bu durum fark edilmediğinde hem verimlilik hem de ekip dinamikleri zarar görüyor.
Sessiz Çatlamanın hukuki yansımaları da var:
• Performans düşüklüğü: Sessiz çatlama yaşayan çalışan, işten ayrılmasa da verimliliği azalır. Bu durum işverenin performans değerlendirmelerinde sorun yaratabilir.
• İşten çıkarma süreçleri: İşveren, performans düşüklüğünü gerekçe göstererek fesih yoluna gidebilir. Ancak bu durumda işçinin sessiz çatlama sürecinin işyeri koşullarından kaynaklandığı ispatlanırsa, fesih geçersiz sayılabilir.
• Mobbing ve baskı: Sessiz çatlama çoğu zaman mobbing, aşırı iş yükü veya yönetim baskısı ile tetiklenir. Bu durumda işçi, işverenin yükümlülüklerini ihlal ettiği gerekçesiyle tazminat talep edebilir.
• İş sağlığı ve güvenliği: İşverenin ruhsal tükenmişliği önlemeye yönelik önlemler almaması, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı kapsamında sorumluluk doğurabilir.
hashtagSessizÇatlama hashtagİşHukuku hashtagÇalışanHakları hashtagWorkplaceWellbeing hashtagHRTrends • hashtagÇalışanBağlılığı hashtagKurumsalPsikoloji
- Yayınlanan İş Hukuku, İş Hukuku Blog
“İŞVEREN MARKASI” İLE “İŞ HUKUKU” ARASINDA İLİŞKİ OLABİLİR Mİ?
“İşveren markası” öncelikle bir “İK pazarlama” kavramı. 90’lı yıllarda ABD’de “employer brand” adıyla şekilleniyor. Amacı da öncülerinin (Tim Ambler ve Simon Barrow) vurguladığı gibi: marka yönetimi tekniklerini (pazarlamayı) insan kaynakları yönetimine uygulamak…
Genellikle “işveren markası”na üç temel hedef atfediliyor:
• İşe alım için adayları cezbetmek,
• Mümkünse en yeteneklilerini çekmek,
• Bunu, geniş rekabet spektrumuna sahip bir işe alım piyasasında gerçekleştirmek.
Patrice Adam’ın La « marque employeur » et le droit du travail makalesi (Adam, P. (2024). La « marque employeur » et le droit du travail. A cool place to work. Dans Sous la coordination de É. Gicquiaud et K. Lemercier La réputation de l’entreprise (p. 253-265). Legitech. https://lnkd.in/dDBxdv9s) bize önemli bir noktayı hatırlatıyor:
İşveren markası doğrudan İş mevzuatında düzenlenmiş bir kavram değil. Ancak iş hukuku açısından dolaylı etkiler doğurabilir:
1. İletişimde verilen sözler → Sözleşmede beklenti yaratabilir
• “Esnek çalışma saatleri”, “kariyer gelişim fırsatları”, “çalışanların refahı önceliğimiz” gibi vaatler, işçide meşru bir güven doğuruyor. Mahkemeler, işverenin kamuya açık beyanlarını sözleşmenin yorumunda dikkate alabilir. Böylece “marka söylemi” hukuken bağlayıcı hale gelebilir.
2. “Çalışan dostu” imaj → Taahhüt olarak yorumlanabilir
• “Çalışanların sağlığına öncelik veriyoruz” diyen bir işveren, iş güvenliği önlemlerini eksiksiz almak zorunda. Bu tür beyanlar, mahkemelerce işverenin taahhüdü olarak değerlendirilebilir.
3. Söylem–gerçeklik farkı → Hukuki sorumluluk doğurabilir
• Dışarıya sunulan imaj ile içerideki gerçek koşullar arasında ciddi fark varsa, bu yanıltıcı davranış olarak yorumlanabilir. Nitekim, “Eşitlikçi ve kapsayıcı işyeri” söylemine rağmen ayrımcılık vakaları yaşanıyorsa, işveren hem iş hukuku hem de ayrımcılık karşıtı düzenlemeler kapsamında sorumlu tutulabilir.
Sonuç olarak, çalışanların güvenini kazanmak için “cool place to work” söylemi ile gerçek koşulların uyumlu olması şart. Aksi halde işveren markası, hukuken riskli bir taahhüde dönüşme riskini de beraberinde getiriyor.
Özetle: Tutamayacağın sözleri söyleme!
hashtagİşverenMarkası hashtagİşHukuku hashtagİKPazarlama hashtagEmployerBrand hashtagÇalışanDeneyimi hashtagHR hashtagİnsanKaynakları hashtagKurumsalİletişim hashtagÇalışmaHayatı
- Yayınlanan İş Hukuku, İş Hukuku Blog
“KESİŞEN AYRIMCILIK KAVRAMI” AYRIMCILIK HUKUKUNA GİRERKEN…
1989’da hukuk profesörü Kimberlé Crenshaw, “intersectionality” kavramını ortaya koydu. Bu kavram, tek bir ayrımcılık nedeninin ötesine geçerek, birden fazla ayrımcılık biçiminin aynı anda etki etmesiyle oluşan özgün dezavantajları tanımlıyor.
Kesişen Ayrımcılık (intersectional discrimination) Cinsiyet ile birlikte başka bir yasaklı ayrımcılık nedeni (ırk, etnik köken, din, yaş, engellilik, cinsel yönelim) birleştiğinde ortaya çıkan özel ve daha ağır bir dezavantajı İFADE EDİYOR.
Örnekler:
- Siyah kadınların hem kadın oldukları hem de siyah oldukları için iş başvurularında reddedilmesi.
- Göçmen kökenli engelli kadınların düşük ücretli işlerde yoğunlaşması.
- Yaşlı kadın çalışanların hem yaş hem cinsiyet nedeniyle terfi engelleriyle karşılaşması.
Bu yıl çok konuşacağımız, 2023/970 sayılı AB Direktifi ile bu kavram ilk kez Avrupa Birliği hukukunda açıkça tanımlandı. Direktif, ücret eşitsizliği bağlamında kesişen ayrımcılığı dikkate alıyor ve
- Tazminat hesaplamalarında,
- Yaptırımların belirlenmesinde,
- Hakimlerin ve eşitlik kurumlarının değerlendirmelerinde,
bu kavramın kullanılmasını zorunlu kılıyor.
Bu gelişme, iş dünyasında ve hukukta daha kapsayıcı bir eşitlik anlayışına geçişin önemli bir adımı. Artık yalnızca “kadın” veya “azınlık” olmanın ötesinde, bu kimliklerin kesişiminde yaşanan özgün sorunlar da görünür hale geliyor.
Kesişen ayrımcılığı anlamak, sadece hukuki bir zorunluluk değil; aynı zamanda kurumların daha adil, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etmesi için kritik bir fırsat.
#Intersectionality #KesişenAyrımcılık #GenderEquality #PayTransparency #WorkplaceEquality #EUlaw #Diversity #Inclusion #FairPay
- Yayınlanan İş Hukuku, İş Hukuku Blog
TURİZM SEKTÖRÜNDE HAFTA TATİLİ DÜZENLEMESİ: END OF THE WEEKEND?
TURİZM SEKTÖRÜNDE HAFTA TATİLİ DÜZENLEMESİ: END OF THE WEEKEND?
80’li yılların sonunda üniversite sınavına girdiğimde, turizm bölümleri yeni açılıyordu. O dönem liselerin dalgacı öğrencileri, bu bölümleri yazıp ileride hem turist hem de çalışan olarak dolce vita yaşayabileceklerini zannetmişlerdi 😊. Ama kısa sürede, kazın ayağının öyle olmadığını, turizm sektörünün hiç de kolay olmadığını gördüler.
Aradan geçen yıllarda ne değişti? Turizm sektörü çalışanlar açısından daha da güçleşti. Denkleştirmeye ilişkin düzenlemelerden sonra, şimdi de hafta tatili konusunda yeni bir düzenleme yapıldığını görüyoruz. Turizm sektöründe “hafta tatili, işçinin yazılı talebi veya onayı ile hak kazandığı günü takip eden dört gün içinde kullandırılabilir. Bu halde işçinin hak kazandığı hafta tatilinde yaptığı çalışmaların günlük normal çalışma süresi kadarlık kısmı fazla çalışmanın hesabında dikkate alınmaz. İşçi verdiği onayı otuz gün önceden işverene yazılı olarak bildirimde bulunmak kaydıyla geri alabilir” şeklinde bir hüküm İş Kanunu’nun 46. maddesine eklendi.
Düzenlemeye birçok yönden eleştiri getirmek mümkün.
👉 Öncelikle işçinin ard arda 10 gün çalıştırılmasının yolu açılıyor. Bunun doğrudan İSG ile ilgili sonuçları var. Gerçekten derslerde de öğrencilerime hep söylediğim gibi, Batı Avrupa artık işçinin mental sağlığı ile ilgileniyor. Yayınlar burada yoğunlaştı. Üst üste 10 gün çalışmanın ruh sağlığı üzerinde etkileri mutlaka böyle bir yasa sürecinde dikkate alınmalıydı.
👉 “Dinlenme Hakkı” Anayasa ile güvence altına alınmış haklardan. Anayasamızın 50. maddesi “Dinlenmek çalışanların hakkıdır” ifadesine yer verdikten sonra, yıllık izin hakkı ile hafta tatili ve bayram tatili haklarını ayrıca vurguluyor. Dolayısıyla bu düzenleme Anayasa’ya uygunluk bakımından da tartışılabilir nitelikte.
👉 Teknik yönden de sorunlar var. İşçi 6 gün çalışıp hafta tatiline hak kazanacak, ancak bu ertelenebilecek. Peki ertelenen tatiller ne kadar süre içinde kullanılacak. Burada bir açıklık yok (21 günlük bir dilimde işçi 3 hafta tatiline haz kazanacak, 4 günlük ertelemeyle fiilen 2 gün kullanırsa diğer 1 gün ne olacak?)
⚡ Uygulamayı, işçinin onayına bağlamak da gerçekçi değil. İşveren bu onayı kolayca iş sözleşmesiyle alacak.
Sonuç olarak isabet derecesi tartışılan bir düzenlemeyle karşı karşıyayız. Turizm sektörünün rekabetçi olmasını tabi ki istiyoruz ancak bunun başka yolları da olmalıydı.
- Yayınlanan İş Hukuku Blog

