BELİRSİZ ALACAK DAVASINDA SONA GELİRKEN…
HMK ile hayatımıza giren belirsiz alacak davası, alacak miktarının başta net olarak belirlenemediği durumlarda dava açılmasına olanak tanıyordu. Ancak 2025/11. Yargı Paketi ile bu dava türü kaldırılıyor; yerine kısmi dava açıldığında zamanaşımının kesilmesi öngörülüyor.
📌 Bu yapılması düşünülen değişiklik, sadece teknik bir düzenleme değil; yıllardır süren bir tartışmanın nihayet sonlanması anlamına geliyor.
Belirsiz alacak davası hukuk düzenimize ilk girdiğinde, en sert biçimde karşısında duran hukukçulardan biriydim. HMK’nın çıktığı dönemde, 1-2 yıl boyunca avukatlar “hangi alacak belirli, hangisi belirsiz?” tartışmaları yüzünden dava açamaz hale geldi. Özellikle iş hukukunda bu belirsizlik ciddi pratik sorunlara yol açtı. Ne var ki, iş hukuku dışındaki akademik çevrelerin de bu tartışmalara yoğun biçimde katılması, konunun teknik doğasından uzaklaşmasına ve yorumların daha da dağılmasına neden oldu. Herkesin kendi disiplininden bakarak “şu alacak belirlidir, şu belirsizdir” şeklinde yaptığı yorumlar, zaten karmaşık olan tabloyu iyice kaotik hale getirdi.
📌Bu gibi meselelerde benimsediğim bir duruş var: Hukuki bir yanlışın tartışılması, o yanlışı normalize eder. Bu ister TBK’nın iş ilişkisine ilişkin isabetsiz hükümleri olsun, ister hukuk dışı bir saikle alınmış idari bir karar veya tutuklama kararı… Yanlışın karşısında net biçimde durmak gerekir. Tartışarak değil, reddederek, yanlıştır diyerek.
Belirsiz alacak davası, geçen 12-13 yılda hukukumuza faydadan çok zarar verdi. Bunu Varol Karaaslan gibi cesur birkaç hukukçu dışında açıkça ifade eden de pek olmadı. Ben de “İş Uyuşmazlıklarında İspat” (2025 / Oniki Levha Yay.) kitabımda bu davanın kaldırılması gerektiğini yineledim.
Sonuç olarak, 11. Yargı Paketi’nde temelde isabetli bir yol izlendiğini düşünüyorum. Detaylar elbette tartışılabilir, ama ana fikir yerinde.

