Öyle bir sözleşme düşünün ki, işçinin iş sözleşmesi 9 aylık ihbar süresiyle sona erecek.
Yani ya bildirimi yapıp 9 ay bekleyeceksiniz, ya da 9 aylık ücret tutarında ihbar tazminatı ödeyeceksiniz.
Akıl tutulması gibi geliyor ama ülkemizde oluyor! Nitekim bir belediyede uygulanmakta olan toplu iş sözleşmesinin 26. maddesinde; 3 yıldan fazla çalışanlar için 36 hafta bildirim süresi öngörülmüş. Belediyelerde toplu iş sözleşmelerinde bu tür hükümlerle sıkça karşılaşıyoruz. Siyasi atmosfer, kadrolaşma ve “herkesin birilerinin adamı olması veya birilerine yakın olması” belediyelerin en büyük sorunu. Seçim döneminde işe alınan çalışanların, başkan ve parti değiştiğinde işten çıkarılmamaları için dünyada eşi benzeri görülmemiş düzenlemeler yapılıyor.
Neyse ki, Yargıtay sağduyulu bir içtihat geliştirmiş durumda. 9. Hukuk Dairesi’nin 21.03.2006 tarihli kararında (2006/109 E., 2006/7052 K.) bildirim sürelerinin artırılabileceği kabul edilmekle birlikte, bunun bir sınırı olması gerektiği vurgulanıyor. Yargıtay’a göre, ihbar süresi en fazla ihbar tazminatı ve kötüniyet tazminatına esas süre kadar artırılabilir.
Çalışma ve Toplum dergisinin son sayısında yayınlanan ve aşağıda paylaştığım 22.10.2025 tarihli karar, ülkemizdeki bu ilginç tabloyu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.
Benim kanaatim: 9 aylık ihbar süresi, işverenin fesih hakkının özüne dokunur ve kullanılmasını fiilen imkânsız hale getirir.
Toplu iş sözleşmeleri Anayasa’dan kaynaklanan özel bir statüye sahip olsa da, ortaya çıkan sonucu Yargıtay’ın sınırlaması son derece isabetli.
T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ
Esas No. 2025/6645 Karar No. 2025/8204 Tarihi: 22.10.2025
Belirtmek gerekir ki 4857 sayılı Kanun’un 17. maddesinde bildirim sürelerinin arttırılmasına dair bir üst sınır olmaması, bu artışın sınırsız olarak yapılabileceği şeklinde yorumlanmamalıdır. Aksine düşünce tarzı, iş sözleşmesi ile bildirim süresinin 10 yıl olarak belirlenmesine ve uygulanmasına da imkân verebilir. Yine, işverence kötüniyete dayanan bir fesih durumunda hesaplanması gereken kötüniyet tazminatının tutarı da dikkate alındığında, fahiş şekilde belirlenen bildirim sürelerine hâkimin müdahalesinin gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bunun karşısında yer alan sözleşme serbestisi ilkesi ile çözüme gidilmesi, zaman zaman hakkaniyete uygun olmayan sonuçlara yol açabilmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde, “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” kuralı mevcuttur. Bildirim süresini fahiş şekilde artıran toplu iş sözleşmesi hükmü, işverenin bildirimli fesih hakkını orantısız bir şekilde sınırlandırdığı gibi iş güvencesi sağlayan kurumlardan biri olan ihbar tazminatına ilişkin yasal düzenlemenin amacını da aşmıştır.


